24 Aralık 2008 Çarşamba

oblomovluk zamanı

evet bu günlerde yine her şeyden sıkıldığım, herşeyin benim için anlamını yitirdiği, bol bol uyuduğum ,okula gitmediğim, evden dışarı çıkmadığım zaman diliminden geçiyorum.
tahminim üzere senenin bu günlerinde yani kışın kendini yavaş yavaş hissetirmeye başladığı,ay olarak Kasım Aralık aylarına denk gelen bir zaman diliminde bu buhrana kapılıyorum.
okul dışında çok fazla kayıp yaşamıyorum.(haliyle okula gitmeyince derslerden kalıyorum.)biraz da agresifleşme nöbetlerim tutuyor onlarda dediğim gibi 1 veya 2 'yi geçmez.
bir günüm genelde öğleden sonra yataktan çıkmak,günlük gazeteyi okumak,biraz kitap karıştırmak,biraz müzik dinlemek, gece geç saatlere kadar televizyon seyretmek ve en sonunda da uyuyarak geçiyor.çok az dışarı çıkıyorum belki sadece gazete almak için çıktığım günler hatta hiç çıkmadığım günler de var.üstüne üstlük birtakım hikayeler yaşamak için dışarı çıkmanın , insanlarla temas halinde olmanın şart olduğunu düşünen biriyim ben. her şeyden sıkıldığım bir zaman diliminde ne hikayesi be kardeşim diyor içimdeki sıkkın ses.oblomovluk halimin tavan yaptığı günler bunlar.elbette geçer.


ha bu arada kendime bir hedef koydum artık bir haftayı belli sayıda yazı yazarak geçirmeye çalışacağım.malum yazmayı sürekli hale getirmem lazım.

18 Aralık 2008 Perşembe

Özür Diliyorum

özür dileme kampanyası başladı.ben de imza attım.kimsenin umurunda değil ama ben de niye imza attığımı yazim buralara.
Talat ,Enver ve dönemin diğer ittihatçılarının bugün hala vicdanlarda mahkum edilememiş olması bile özür dilemek için yeterli ir sebeptir.evet sadece bu sebepten dolayı bile bugün dünyanın her yerinde yaşayan Ermeni kardeşlerime özür borcum var.
ikincisi ben öldürmedim ki veya atalarım bu işe karışmadı ki söylemi.bu aleni vicdani kolaycılık.bu ülkenin nüfuz cüzdanını taşıyacaksın,bu ülkenin yurttaşı olacaksın,bu ülkenin derdiyle yanıp daha güzel,yaşanılası bir ülke olması için kendince birtakım çabaların olacak ve bir zamanlar bir sürü gözün ve vicdanın önünde yapılan zulmden kendini hiç sorumlu tutmayacaksın.1915 olaylarından,dersim olaylarından, 6-7 olaylarından, maraş,sivas,çorum katliamlarından bu ülkenin yurttaşı olarak hepimiz sorumluyuz kimse kusura bakmasın. hem kendimden yola çıkarsam bu olayların bir çoğunun olduğu dönemde daha doğmamıştım veya olduğu dönemde bu olayları idrak edecek yaşta değildim.ama hrant dink cinayetinden ,malatya katliamından,rahip santoro cinayetlerinden kendimi sorumlu hissediyorum.çünkü hrant dink'e linç kampanyası yapılırken ben hiçbir şey yapmadım hatta kampanya o kadar güçlüydü ki hrant'la ilgili şüpheye bile düştüm.peki misyonerler üzerinden milliyetçilik hortlatılıp rahipler, misyonerler hedef haline getirilirken yine hiçbir şey yapmadım demek ki o kadar da masum değilim.
üçüncüsü özür dilemekten ne anladığımız.bizde özür dilemek sanki yenilmek,karşındaki karşısında küçük duruma düşmek,kaybetmekmiş gibi algılanıyor.halbuki özür dilemek acı çektiğinin,bir şeylerin vicdanını rahatsız ettiğinin ve bir başlangıç yapma isteğinin de dile getirilmesidir.bu kadar basit...

8 Aralık 2008 Pazartesi

Bayram Gelmiş Neyime

bayram gelmiş neyime.herhalde bu cümle sevgiliden ayrı geçirilen bayram için veya yaşanılan çok büyük bir acıdan sonra gelen bayram için kulanılmıştır.
ben de kaç bayramdır bu cümleyi kullanıyorum ama yukardaki iki anlamda da değil.bayram benim için değerini kaybetti.korkmayın nerde o eski bayramlar muhabbetine girmeyeceğim.hem o muhabbet için gencim daha.
artık bayramın ilk gününü bütün gün uyuyarak geçirebiliyorum.gitmem gereken birkaç ev, görmem gereken birkaç akraba bile çok geliyor bana.
benimkisi genel bir sıkkınlık hali.kendimi düşüncelerime teslim etmekten başka bir şey yapmıyorum.onun içinde evden çıkmamam evin içinde takılmam gerekiyor.belki uyku saati geldiğinde hiçbir şey düşünmemiş oluyorum ama evden hatta çoğu zaman yatağımdan çıkmamam lazım.bu genel sıkkınlık hali hoşuma gidiyor büyük ihtimalle.durumumun adını oblomovluk diye koymuş gonçarov.pek zengin sayılmam ama oblomovluk yapacak imkanım var işte.belki durumum sosyolojinin açıklaması gereken bir durumdur.benimle aynı durumda olan insanlar tanıyorım çünkü.bazen hırpaniliğimin sosyolojinin açıklaması gereken bir durum olduğu gelirdi aklıma.şimdi yazarken fark ettim hırpaniliğim bu genel oblomovluk durumumdan kaynaklanyor.
bu oblomovluk hali beni yıpratıyor tabi.çünkü sürekli gündelik hayatımla benim aramda bir açık var.siz gece boyunca bunu yapacam,şunu halledecem diye düşünün sonra sabah olduğunda bunu yapmaya 1 saat sonra başlarım,o bir saat geçtikten sonra bir saat sonra başlarım diye diye bütün günü öldürün.ondan sonra gece olunca da büyük kısır döngü tekrar devam etsin.
televizyon karşısında geçirilen saatler,oturmaktan popoya,yatmaktan sırta giren ağrılar.televizyon izlerken hiçbir çabaya gerek yok zaten hem birtakım düşüncelere de engel değil.yani ben ve benim gibiler için biçilmiş kaftan.belki de farkında olamadan bizi sürekli bir şeylerle meşgul etmek için uğraşan modern zamanlara direniyoruz.belki şunu diyoruz modern zamanlara madem beni sürekli bir şeylerle meşgul etmek istiyorsun.al ben sana meşgul oluyorum ama kendim istediğim şekilde.
vallahi bu bayram yazısı diye başlamıştı bu noktaya geldi.neyse bu seferlikte böyle olsun...

4 Aralık 2008 Perşembe

Dokuz Aydının Ermeni Bildirisi




Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olan bizler, İmparatorluğun son döneminde Osmanlı Ermenilerinin uğradığı insanlık dışı felaketin tüm ağırlığını üzerimizde hissediyoruz. Ermenilerin acıları bizim acımızdır. 1915 vahşetini, insan olduğunu söyleyen hiçbir kişi inkâr edemez. Bu konuda neden ve amaç aramak nafiledir. Katılımcıları arasında olduğumuz, 23-24 Eylül 2005'te düzenlenen İstanbul Konferansı ve benzeri başka girişimlerin de gösterdiği gibi, Türkiye'de demokratikleşme süreci ilerliyor. Bu süreç, kamuoyunun bu konuda içinde bırakıldığı 90 yıllık koyu karanlığı yırtmaya adaydır. Bugün bu uğraşı verenler hâlâ vatan haini ilan edilseler, haklarında davalar açılsa, iftiralar düzenlense de, bunun Türkiye'de demokrasi mücadelesinin aşamaları olduğunu biliyoruz. Bu mücadeleyi serinkanlılık ve kararlılıkla vermeyi sürdüreceğiz. Buna karşılık, önümüzdeki günlerde Fransız parlamentosunda tartışılacak olan, 'Ermeni Soykırımını İnkâr Etmeyi Cezalandırma' yasa önerisi türünden girişimler karşısında son derece kaygılıyız. Ardındaki niyet ne olursa olsun, böyle bir yasa, tarihi ve ortak belleği sorgulama sürecine zarar verecektir. Dünyada ve Türkiye'de bu sürecin sürdürülmesi çabalarını çok daha zorlaştıracaktır. Böyle bir yasa, Fransa'da özgür tartışmayı engellemesinin yanı sıra, Türkiye'de benzer ve çok daha güçlü bir etki yapacaktır. İki farklı ve 'ulusal' bellek aynı olayı zıt algılamaya başladıkları zaman, bu kutuplaşma karşılıklı monologları daha da güçlendirir; Fransa bunu çok iyi bilmesi gereken bir ülkedir. Bu durumda herkes içgüdüsel olarak kendi takımına hak vermeye başlar. Türklerin ve Ermenilerin kısır biçimde karşı karşıya gelmelerini aşmamız, iki belleğin karşılıklı olarak birbirine aktarılması suretiyle bunun 'insani' bir diyaloğa ve ortak tarihe dönüştürmemiz gerekiyor. Bu amaca ancak ifade ve tartışma özgürlüğüyle, bilgilerin, tüm bilgilerin serbest dolaşımıyla ulaşabiliriz. İnsanlığa karşı işlenen suçlarla mücadele gibi, ifade özgürlüğü de evrensel bir ilkedir. Birinin varlığını savunmak diğerinin varlığını yok edemez. Bugün ne yazık ki taraflardan ikisi de kendi algılama tarzını diğerine aktarabilmekten acizdir. Tam tersine, bugün Fransa'da olduğu gibi, Ermeni miliyetçileri, son yıllarda Türkiye'de devletin inkârcı politikasını ülke sınırları dışına taşırmasına karşı tepki olarak, bu konuda ifade özgürlüğünü sınırlayan yasaları destekliyorlar. Bu karşılıklı inatlaşma tarafları daha sert çatışmalara sürükleme tehlikesi taşıyor. Fransa'da veya başka ülkelerde bu tür yasa tasarılarına önayak olanlar, 1915 olaylarının serbestçe tartışılmasını benzer yollarla engellemeye ve cezalandırmaya çalışan kişi ve kurumların varlığını dikkate almak zorundadır. Bu değerlendirmeleri bütün ülkelerin kamuoylarının ve özellikle Ermeni kardeşlerimizin dikkatine sunuyoruz. Kendilerini, sonuçlarının tamir edilmesi çok zor olacak bir hatayı işlememeye davet ediyoruz. (Ahmet İnsel, Baskın Oran, Elif Şafak, Etyen Mahçupyan, Halil Berktay, Hrant Dink, Murat Belge, Müge Göçek, Ragıp Zarakolu)
.
.
.
binbir gece masalları üzerine yaptığımız mistik,ideolojik,edebi bir muhabbetten sonra eve vardığımda karşılaştım tv'de bu bildiriyle.allah'ım gerçekten bu ülke değişiyor.artık türkiye'nin en tabu meselelerinde bile bizimle aynı fikirde olmayan insanlara tahammül etmeyi mi öğreniyoruz yavaş yavaş.bugün 21 haziran ,darbelere karşı dur de mitingindeki hissetiğim duygulara benzer duygular içindeyim.bu ülkenin değişebildiğini görüyoruz.tanrı arada bir küçük küçük kırıntılar şeklinde de olsa bize umut veriyor.bu 9 insan gözümde öyle bir biüyüdü ki hatta hala büyümeye devam ediyorlar.bide bunu kampanya haline getirip 2009 yılı boyunca devam ettireceklermiş.bazı şeyler birileri içerde olunca(olması gereken yerde) bir şeyler daha rahat yapılabiliyormuş demek ki.bugün için bu kadarı benim için çok fazla şimdi hemen ağlamak istiyorum...

3 Aralık 2008 Çarşamba



hani feci halde takarsınız ya bazen bir filme,şarkıya ,albüme işte ben şu anda o aşamadayım yat-kalk,duş al,yemek ye,kitap oku ama sürekli suad massi mırıldan,dinle.afrika,avrupa,ortadoğudan ortaya çıkmış melez bir müzik.direkt ruha giden bir ses rengi.walla ne zaman geçer suad massi krizim bilmiyorum...

Aidiyet Meseli

annem öldüğünden beri bir yere ait değilim.evet aynen öyle annem öldüğüden beri hiçbir yerliyim.daha önce annem nereliyse ,hangi ırktansa ,hangi ülkedense ben de o ırka,şehre,ülkeye aittim şimdi hiçbir yerliyim.hiçbir yerli olmak size istediğiniz zaman istediğiniz yerli olma imkanı veriyor yani heryerli olabiliyorsunuz bu sayede.hem insanın ruhu kendinin bile tanımlayamayacağı genişlikte ne gerek kendimizi bir şehirle ,ülkeyle,ırkla sınırlamaya.hem bu ülke gibi 3 nesil önceniz farklı bir ülkeden,şehirden,ırktan,mezhepten,dinden,dilden veya bunların herhangi birinden gelirken bu tek bir şeye ait olma fetişizmine ne gerek var.ruhların bu kadar göçebeliğe alıştığı bir ülkede ,kendisinden farklı olanla sürekli bir muhabbet halindeyken kendisin tek,doğru,gerçek olduğunu iddia etmek fazlasıyla abes.sürekli kendinizin tek,doğru,gerçek olduğunu iddia etmek,iddialarınızın sürekli zamana yenik düştüğü bir dünyada fazla yorucu bir çaba değil mi?ruhlarınıza işkence etmeyi bırakın ,iddialarınıza doğrulatmak adına çok yoruyorsunuz onu çünkü.tekliğin,saflığın yüceltildiği tüm zamanlarda ölüm en sıradan hallere bürünmüşken gelin vazgeçin şu çabadan.artık tekliğin değil melezliğin yüceltildiği zamanlardayız. dünya üzerinde yaşayan bütün halkların kendi en 'tek'lerini yaratma deneyimleri oldu.bu deneyimlerin fazla yorucu olduğunu her halk farketti.yavaş yavaş bunun daha sesli söyleneceği zamanalara geliyoruz.bu aşamada birtakım deneyimlerden geçecek tabi.amerika'nın obama türkiye'nin ab deneyimi bunlara örnektir.'tek'lik uğruna ölümün kutsandığı zamanlardan melezlik uğruna hayatın kutsandığı zamanlara geldik.kimseye hakikatimizi dayatmadan muhabbet edebileceğimiz zamanlara geliyoruz yani.hepimiz için hayırlı olsun

1 Aralık 2008 Pazartesi

birbirine yanma meselesi

kardeşler arasına düşen ayrılığın gerçekliğinin yakıclığı hissedilerek uyanılır bir sabah.düşünülür ne zaman düştü bu ayrılık.ne zaman iki kardeş bu kadar yabancı oldu birbirine.belki daha dünyaya gelmeden girmişti kardeşler arasında bu mesafe hem mekan hem de insani açıdan. bir araya gelinen zamanlarda bile kardeşlerden birinin çok iyi bildiği bir dili diğerinin onun kadar iyi bilmemesinden ötürü bazen anlaşamamanın acısı tokat gibi iner suratlarına. söylenilen her kelimeyi tam olarak anlayamamak araya düşen ayrılığı en basit ve en yakıcı haliyle anlatır.bir arada yaşamamaktan kaynaklanan birbirine yanmama hali kardeşler arasındaki yabancılığın kanıtıdır.evet yanmama hali bu tabir arapçada vardır.tam da benim size anlttığım şu durumu anlatmak için vardır büyük ihtimalle.çok uzun zamandır yolları ayrılan insnların kan bağı olmasına rağmen birbirlerini çok az tanımaları ve çok az hatırlamaları.hayatın acımasızlığının en iyi icra olma şekillerinden biridir bu.bu ayrılık her hatıra düştüğünde iç yakar belki ama yaşanılan ilişkinin aynı şekilde devam ettirilmesini değiştirmez.bazen kardeşlerden biri düşünür belki şöyle biraz daha çaba sarf edim de en azınadan bir sonraki nesil belki bizim beceremediğimizi becerebilir diye.ama o düşüncelerin verdiği heyecan akla gelen ilk olumsuzlukta yokolup gider.vazgeçer hemen unutur düşündüklerini.çünkü çok farklı insanlardır kardeşler.belki de iki yabancı olsalar ilişkinin düzelme ihtimali varken kardeş olunduğu için düzelme ihtimali yoktur gibi gelir insanlara.belki de öyledir gerçekten.merak ediyorum açıkçası araya giren çok uzun bir ayrılıktan sonra bir araya gelen kardeşler hiç hatırlarlar mı bir zamanlar çok yabancı insanlar oldukalarını.anlamak isterim nedüşünürler ne hissederler.kaybedilen zamanların her zaman aralarında bir yabancılık kalmasına sebep olacağını bilip bunu kendilerine hatta birbirlerine itiraf edebilirler mi???