rüyamda gördüm
8-9 yaşlarında beyaz bir çocuk
6-7 yaşlarında siyah bir çocuğa işkence ediyordu
bir kurban bayramı sabahında
sahiden allah'ım
''ne kadar çok acı var''
devamı var tabi rüyanın
kurtarıyordum siyah çocuğu beyaz çocuğun elinden
sanki bütün acılara deva bulacakmışım gibi
30 Kasım 2009 Pazartesi
13 Kasım 2009 Cuma
şadırvan
300 yıl önce...
abdeste durmuş iri cüsseli bir adam
o kadar kendinden emin ki
benim yüzyılımın kendine güvensizliğinden, şüphelerinden haberi yok tabi...
abdeste durmuş iri cüsseli bir adam
o kadar kendinden emin ki
benim yüzyılımın kendine güvensizliğinden, şüphelerinden haberi yok tabi...
1 Eylül 2009 Salı
V.O.B
Yazim mi yazmayayaim mi diye kararsız kaldım.Çünkü vüs'at o.bener okuyordum.Öyküm bir soruyla başlayacaktı.''İslamcı olmadan müslüman olunamaz mı?'' başlığı fazla iddialı bir başlık değil mi? Bu soruyu yirmili yaşlarında bir elli yaşlarında bir adama soracaktı.Adam en iddiasız şekilde mikrofonun tuşuna basıp mikrofonu açacak ve yeni bir fikir atıyorsak ortaya biraz iddialı olacaktır diyecek ve bunu derken acaba birazcık ukalaca mıydı diye içinde geçirecekti.Sadece bu kısmını tasarlamıştım öykünün eniştemin dükkanından dışarıya bakarken.Elbette devamı gelecekti, en olmadı o an aklıma gelenleri yazıp kolaya kaçacaktım.Ne de olsa v.o.b.'den öğrenmiştim yazmadıklarımın yazdıklarımdan daha fazla alan kapladığını...
29 Ağustos 2009 Cumartesi
bu yazıya başlık iddialı bir olay olur
bu benim bu blogtaki 3o. yazım.Yazmak hiçte insanı rahatlatan bir şey değilmiş.Aksine arka arkaya 3-5 cümle sıralayabildikten sonra bu sefer nasıl bitirecem diye sancı çekiyorsunuz.Yazmak sancı çekmektir ,evet aynen öyledir ,ciddi bir laf ettim ama öyledir.Writing hocamız bunu söylediğinde yazma serüvenimde kendime bu cümleyi şiar edineceğim ne benim ne onun aklına gelmiştir herhalde .Bu sefer hiç paragraf falan yapmayacağım, öyle aktığı gibi yazacağım.E ne diyorduk.Okuduğumuz, gördüğümüz, yaşadığımız her şeyden bir öykü apartılabileceğini söylüyorduk.Aparatma kelimesi tam içime sinmedi ama bu içime sinmeme hali hoşuma gidiyor. Okuduğum çok ciddi makalelerden bile öykü çıkarmaya çalışacağım.Aslında baya anantajlı bir durum çünkü ciddi makaleler -eğer gerçekten iyilerse- zaten önünüze hazır bir çatı koyuyor, sizin de ondan sonra yapacağınız bir kaç karakter yaratıp kendi yollarına gitmelerine saygı duymak.Formülü verdim işte bundan sonra edebiyat dünyasının beklediği yazar da ortaya çıkar ve bayrağı Orhan Pamuk'un elinden alır.Şüphesiz Orhan Pamuk aşılması zor bir burç ama ben de formülüme güveniyorum.Bakalım haklı çıkacakmıyım.Bilincim dün ne yöne doğru akmıştı hatırlamaya çalışıyorum onun için yazıya biraz ara verdim.Tabi siz okurlar yazıda ara verilen yerleri bilmiyorsunuz ama ben sizden hiçbir şey saklamayacağım söz.Aklıma yer etmiş her şey bir şekilde yazılarımda görülecektir bu da ikinci taahhüdüm olsun.Post-modern metin örneği mi veriyorum acaba bide üç kelime önceki ''mi'yi doğrumu yazdım acaba ,yine dört kelime önce ''mu''vardı ama neyse.Bir önceki cümle de içime sinmedi ama öğreniyoruz işte.Kolay edebiyatçı olunmuyor efendiler.Sıkılmaya başladım yazıyı bitiryorum biliyorum itiraz edecek gibi oldunuz ama, banane ben bitiriyorum.
27 Ağustos 2009 Perşembe
KIZKARDEŞİM
Sahur için kızkardeşimi uyandırdığımda fark ettim.Kitap ilk kısımlarındaki yavanlıktan yavaş yavaş kurtuluyor ve beni etkisi altına alıyordu.Daha önce çok iyi romanlar yazmış birisinin aşkı,öpüşmeyi,sevişmeyi ve ilk karşılaşmayı bu kadar yavan anlatması bilinçli bir tercihtir galiba.Kitapta bitmedi gerçi daha kitap için son söz söylenmedi yani.Ayrılık ,sevgiliden uzak olma kısımlarını daha iyi anlatmış anlayacağınız yazar.
Kızkardeşimi uyandırırken farkettim dedim ya içimdeki sıkıntıyı ,bilincin ne yöne akacağını bilemiyorsunuz.Hemen kızkardeşimi düşünmeye ,hatırlamaya başaladım.Aramızda naif diyalogları,ikimizin de duygusal ve alıngan olmasından kaynaklanan kavgaları,darılmacaları, gücenmeceleri...Yazacaklarım bu kadar. Şimdi daha önce almış olduğum iki notu buraya yazarak bitiriyorum...
Aşırı kibarlığımı ve yardımseverliğimi, alınganlığımı ve melankolikliğimi örtmek için kulllandığımı seziyordu. Ya da ben abartıyordum.Ya da bunlardan hiçbiri değildi.
Mandalinaların kabuğu çok kolay soyuluyor dedi.Onu ne kadar çok sevdiğimi farkettim.
Kızkardeşimi uyandırırken farkettim dedim ya içimdeki sıkıntıyı ,bilincin ne yöne akacağını bilemiyorsunuz.Hemen kızkardeşimi düşünmeye ,hatırlamaya başaladım.Aramızda naif diyalogları,ikimizin de duygusal ve alıngan olmasından kaynaklanan kavgaları,darılmacaları, gücenmeceleri...Yazacaklarım bu kadar. Şimdi daha önce almış olduğum iki notu buraya yazarak bitiriyorum...
Aşırı kibarlığımı ve yardımseverliğimi, alınganlığımı ve melankolikliğimi örtmek için kulllandığımı seziyordu. Ya da ben abartıyordum.Ya da bunlardan hiçbiri değildi.
Mandalinaların kabuğu çok kolay soyuluyor dedi.Onu ne kadar çok sevdiğimi farkettim.
19 Ağustos 2009 Çarşamba
Kırık İmgeler
denizda taradı saçlarını
güçlüydü
ben öne bindim
abim arkaya
kızdım abime ona yardım etmedi diye
okumak gönüllülüktür
yazmak şart
aklıma geldi
dua ettim Tanrı'ya başına bir şey gelmesin diye
malum
aklıma gelenler ölüyordu
halbuki çok okumuştum
çok okumaktan kastınız
çok sayfa okumaksa
o değildi elbette
güzel bir kitap bitirmiştim
tek bir cümleyle özetlenmeyecek
küçük küçük hayaller kuruyorum
yararlı olduğum
ve kabullenildiğim hayaller
dağınık oda
okunmamış bir sürü şey
ve yarı uykulu ben..
hemen aklındakileri yazıya döken
bu ben miyim?
kalemle kağıd
başucumda olmalı
her an yazmaya hazır
halamın oğlunda yakalamıştım
benimkine benziyordu
kibrin ta kendisiydi
yatırmayacak
kafamdaki imgeler
kıvrak çalımlı futbolcu gibi
sarmalamış turuncu sarıyı
hayatta beni sarmalamış
güçlüydü
ben öne bindim
abim arkaya
kızdım abime ona yardım etmedi diye
okumak gönüllülüktür
yazmak şart
aklıma geldi
dua ettim Tanrı'ya başına bir şey gelmesin diye
malum
aklıma gelenler ölüyordu
halbuki çok okumuştum
çok okumaktan kastınız
çok sayfa okumaksa
o değildi elbette
güzel bir kitap bitirmiştim
tek bir cümleyle özetlenmeyecek
küçük küçük hayaller kuruyorum
yararlı olduğum
ve kabullenildiğim hayaller
dağınık oda
okunmamış bir sürü şey
ve yarı uykulu ben..
hemen aklındakileri yazıya döken
bu ben miyim?
kalemle kağıd
başucumda olmalı
her an yazmaya hazır
halamın oğlunda yakalamıştım
benimkine benziyordu
kibrin ta kendisiydi
yatırmayacak
kafamdaki imgeler
kıvrak çalımlı futbolcu gibi
sarmalamış turuncu sarıyı
hayatta beni sarmalamış
3 Ağustos 2009 Pazartesi
bir gün oturacağım klavyenin başına hiç ıkınmadan sıkılmadan bir şeyler yazabileceğim.
bu bir temenni cümlesi.
hayatında hiçbir şeyi kolaylıkla yapamamamış bir insanın temennisi.
hayatında en kolay şeyleri bile içinden çıkılmaz hale getirebilmiş birinin yazmak konusunda hiç zorlanmamasını beklemiyordunuz herhalde.
şu anda yazının biraz iyi gittiğini düşünüyor ve birazdan tutulma halinin başlayacağını çok iyi biliyor.
yazdığı birkaç cümleyi dönüp baştan tekrar okumaya başladımı bilinki bahsettiğimiz yazamama durumu başlamıştır.
bazen sırf okumamak için kendini zorlar ama nafile buda bir işe yaramayacaktır.
yazamayacaktır.insanların nasıl yazabildiği üzerine kafa patlatacaktır.hatta kızmaya başlayıp insanların yazdıkları şeyleri 3 cümleyle özetleyebileceklerini yazmanın raconuna uyduklarını bile düşünecektir.
sonra yazamama durumunun kendi kronik beceriksizliğiyle alakalı olacağını düşünecektir.bazen de yazamamasını bir gün patlayacak ve çok tanınan bir yazar olacağına bile bağlamaktadır.
kafasından yazamamasından dolayı bir sürü şey geçmektedir.bunun üzerine oturup kafa yorduğunda acaip komlike düşüncelerin içine düştüğünü farkeder ve allah'ım içine düştüğüm andan çıkmasaydım eğer delirecektim herhalde der kendi kendine.
zaten hep düşünmektedir, ömründe en çok zaman harcadığı şeydir düşünmek.
bazen çok iyi kitaplar okur ve onların verdiği heyecanla çok güzel şeyler düşünür.
hatta bazen bir kitabın sarsıntısıyla bir kaç gün boyunca kitabı düşündüğü olur.
şimdi çıkıp e bizde aynı durumlara düşebiliyoruz diyeceksiniz o da bilyor bu durumu ama sizden biraz hoşgörü bekliyor.
bugüne kadar sonlar hiç içime sinmedi bu seferde sinmedi ama bitireceğim...
bu bir temenni cümlesi.
hayatında hiçbir şeyi kolaylıkla yapamamamış bir insanın temennisi.
hayatında en kolay şeyleri bile içinden çıkılmaz hale getirebilmiş birinin yazmak konusunda hiç zorlanmamasını beklemiyordunuz herhalde.
şu anda yazının biraz iyi gittiğini düşünüyor ve birazdan tutulma halinin başlayacağını çok iyi biliyor.
yazdığı birkaç cümleyi dönüp baştan tekrar okumaya başladımı bilinki bahsettiğimiz yazamama durumu başlamıştır.
bazen sırf okumamak için kendini zorlar ama nafile buda bir işe yaramayacaktır.
yazamayacaktır.insanların nasıl yazabildiği üzerine kafa patlatacaktır.hatta kızmaya başlayıp insanların yazdıkları şeyleri 3 cümleyle özetleyebileceklerini yazmanın raconuna uyduklarını bile düşünecektir.
sonra yazamama durumunun kendi kronik beceriksizliğiyle alakalı olacağını düşünecektir.bazen de yazamamasını bir gün patlayacak ve çok tanınan bir yazar olacağına bile bağlamaktadır.
kafasından yazamamasından dolayı bir sürü şey geçmektedir.bunun üzerine oturup kafa yorduğunda acaip komlike düşüncelerin içine düştüğünü farkeder ve allah'ım içine düştüğüm andan çıkmasaydım eğer delirecektim herhalde der kendi kendine.
zaten hep düşünmektedir, ömründe en çok zaman harcadığı şeydir düşünmek.
bazen çok iyi kitaplar okur ve onların verdiği heyecanla çok güzel şeyler düşünür.
hatta bazen bir kitabın sarsıntısıyla bir kaç gün boyunca kitabı düşündüğü olur.
şimdi çıkıp e bizde aynı durumlara düşebiliyoruz diyeceksiniz o da bilyor bu durumu ama sizden biraz hoşgörü bekliyor.
bugüne kadar sonlar hiç içime sinmedi bu seferde sinmedi ama bitireceğim...
30 Temmuz 2009 Perşembe
bize bizden çok benzeyen adam ,william saroyan

baslık bir kaybedişi anlatıyor.
bu ülkeden siyasi, ekonomik,varoluşsal sebeplerle giden herkesin bizden bir şeyler götürdüğünü anlatıyor.
saroyan da onlardan biri.
kitaplarını okuduğunuzda bir insanın içine bu kadar sevgi nasıl sığar diye düşünüyorsunuz.
amerika'dan amerika'yı yazıyor ama sanki hep ermenileri yani dönüp dolşıp anadolu'yu yazıyor.
insanlık komedisi kitabında annenin oğlu marcus'un ölümünü karşılayış şekli bizim anadolu'daki kadınların hayatın yüküne ,türlü ızdıraplara rağmen çocukları için katlanan annnelerin sabır ve tevekkül hallerine nasıl da benziyor.
hayatı boyunca ermeniliğini öyle taşımışki bu adama da ancak ermeni olmak yakışırdı diyor insan.
amerika'ya gitmiş zorunda kalmalarına,ermenilerin başına gelen felaketlere rağmen bir gram kin veya önyargı bulamıyorsunuz yazdıklarında.
hele türkiye ziyaretinde bir zamanlar yaşadıkları harabe evi gösterdiklerinde bizim her zaman anlamakta zorlanacağımız şekilde, harabe eve bakarak, bir tutam toprağı eline alarak o yıkımın,viraneliğin içinde bir şeyler bulabiliyor.
yazılan ,yapılan ,söylenen hiçbir şey boşa gitmez saroyan'ın söylediği,yazdığı,yaptığı her şey bugün kurulan dünyada anlamını bulacaktır.
19 Temmuz 2009 Pazar
ince bir sızıydı benimkisi...
bir öğle yemeği sırasında televizyonun karşısındayken gelmişti...
öss ile ilgili bir haber geçiyordu...
kaybedilen yılların hayat devam ettiği için üzerine örtülen örtünün hafiften sıyrılmasaydı belki...
çok ince bir sızıydı...
kendime yakıştıramadım, kaba saba biri için çok fazla kadınsıydı...
belki de çocuksuydu yaşanılan bir sürü hengamenin içinde geçmişi acımasızca unutma alışkanlığına rağmen..
bir öğle yemeğinde televizyonun karşısında gelmişti....
kendime hala yakıştıramıyorum...
bir öğle yemeği sırasında televizyonun karşısındayken gelmişti...
öss ile ilgili bir haber geçiyordu...
kaybedilen yılların hayat devam ettiği için üzerine örtülen örtünün hafiften sıyrılmasaydı belki...
çok ince bir sızıydı...
kendime yakıştıramadım, kaba saba biri için çok fazla kadınsıydı...
belki de çocuksuydu yaşanılan bir sürü hengamenin içinde geçmişi acımasızca unutma alışkanlığına rağmen..
bir öğle yemeğinde televizyonun karşısında gelmişti....
kendime hala yakıştıramıyorum...
7 Temmuz 2009 Salı
23 Haziran 2009 Salı
19 Haziran 2009 Cuma
siseler devrilip kirilmisti.siseler devrilip kirildiktan hemen sonra muzik kesildi.muzigin kesilmesini siselerin kirilirken cikardigi sese yordu ama uc dakikadir kimse gelmemisti.
mecbur kasada soylerim artik dedi ve kasaya yoneldi.kasaya dogru giderken alt kattan,merdivenlerden cikan bir kadinla gozgoze geldi.bu kadinin yetkili biri olabilecegini dusundu.kasanin onune vardiginda bir kisinin odeme yaptigini gordu ve beklemeye basladi.arkadan daha demin gozgoze geldigi kadin yaklasip siselerin kiranin o mu oldugunu sordu. hemen iki kirdigini soyledi.yetkili kadin kasiyere iki sise parasini hesaba eklemesini soyledi.hos olmayan bir durumla karsi karsiya oldugunu dusundu bir an ozellikle kasiyerle gozgoze geldigi an ,hos kasiyerinde pek ciddiye alinmamasi gereken biri oldugunu biliyordu.
mecbur kasada soylerim artik dedi ve kasaya yoneldi.kasaya dogru giderken alt kattan,merdivenlerden cikan bir kadinla gozgoze geldi.bu kadinin yetkili biri olabilecegini dusundu.kasanin onune vardiginda bir kisinin odeme yaptigini gordu ve beklemeye basladi.arkadan daha demin gozgoze geldigi kadin yaklasip siselerin kiranin o mu oldugunu sordu. hemen iki kirdigini soyledi.yetkili kadin kasiyere iki sise parasini hesaba eklemesini soyledi.hos olmayan bir durumla karsi karsiya oldugunu dusundu bir an ozellikle kasiyerle gozgoze geldigi an ,hos kasiyerinde pek ciddiye alinmamasi gereken biri oldugunu biliyordu.
11 Mayıs 2009 Pazartesi
Karsilasma
sesim fazla cikmisti farkinda olmadan,kaba cikmisti.
paramin hepsini pasoya yatirmasindan korktugum icin belki de.
yuzume ters ters bakti.parayi pasoya yatirirken ozur dilerim dedim.
afalamisti,yuzume tebesumle bakip'' musteri her zaman haklidir derler'' dedi.
beklenmedik jestim onu yumusatmisti ama tamamen teslim olmamisti ''derler'' diyerek
paramin hepsini pasoya yatirmasindan korktugum icin belki de.
yuzume ters ters bakti.parayi pasoya yatirirken ozur dilerim dedim.
afalamisti,yuzume tebesumle bakip'' musteri her zaman haklidir derler'' dedi.
beklenmedik jestim onu yumusatmisti ama tamamen teslim olmamisti ''derler'' diyerek
25 Mart 2009 Çarşamba
Kalabalığın içinden bana yöneldiğini farkettim
yanıma vardı ve bana bakarak ''bu bilmiyordur'' dedi
ve yoluna devam etti.
Kimbilir hangi düşüncenin,endişenin içindeydi.
bir başkasına doğru yöneldiğini ve hatta o kişinin
duyacağı şekilde sesli konuştuğunun bile farkında değildi.
Kısa bir süre arkasından baktım.
neydi acaba yüzüme bakarak varmak istediği yeri bilemeyeciğimi
düşündüren şey?
ben de o an bulunduğu yerin yabancısıymışım gibi mi görünüyordum?
yoksa kendi güvensizliğinin veya ulaşamama endişesinin onu istediği gibi
yönlendirmesine mi teslim olmuştu.
Yoluma devam ettim...
yanıma vardı ve bana bakarak ''bu bilmiyordur'' dedi
ve yoluna devam etti.
Kimbilir hangi düşüncenin,endişenin içindeydi.
bir başkasına doğru yöneldiğini ve hatta o kişinin
duyacağı şekilde sesli konuştuğunun bile farkında değildi.
Kısa bir süre arkasından baktım.
neydi acaba yüzüme bakarak varmak istediği yeri bilemeyeciğimi
düşündüren şey?
ben de o an bulunduğu yerin yabancısıymışım gibi mi görünüyordum?
yoksa kendi güvensizliğinin veya ulaşamama endişesinin onu istediği gibi
yönlendirmesine mi teslim olmuştu.
Yoluma devam ettim...
16 Mart 2009 Pazartesi
NAMIK KEMAL

Namık Kemal'i yazmak istiyorum.Aslında İntibah'ı yazmak istiyorum.Namık Kemal'in İntibah kitabından yola çıkarsak,Namık bana içindeki zehir oranı yüksek bir adammış gibi geldi.Kitaptaki Arap Abdullah Efendi'nin yüzünün tasviri ve Ali Bey'in Mahpeyker'i öldürdüğü sahnede insanın midesi bulanıyor.Erken dönem milliyetçiliğin ürünü olduğu belli olan bütün insanı hislerden arınmış hırvat katil ve cümle arasında geçen bulgarların vahşiliğini anlatan bir yer var.
Namık Kemal'in kadınları ya kötü ya aptal Mahpeyker kötülüğü Ali Bey'in annesi ve Dilaşup aptallığı temsil ediyor.Anne ve Dilaşup Ali'nin bütün hatalarına,yargısız infazlarına ve vefasızlıklarına rağmen Ali Beye bir sitemde bile bulunmuyorlar.Hatta onun için ölüme bile gidiyorlar.
Namık Kemal erken bir anlatımla Ali Bey'in bünyesinin çocukluktan itibaren kötü yola düşmesinin kolay olduğunu söylüyor.Bunu engelleyecek olan babasının vereceği terbiye ve alacağı eğitim .Ama baba erkenden ölüyor tabi bizim Ali de haliyle hayatın ona kuracağı tuzaklar karşısında yalnız kalıyor.Hocamız derste Namık Kemal Ali'yi neden affedemiyor bir ara Mahpeyker'in elinden kurtulmuş olmasına rağmen Ali'nin Mahpeyker'in kurduğu tuzaklara yeniden düşmesine neden izin veriyor demişti.Bence bunun cevabı o dönem Osmanlı aydınlarının Osmanlının batı karşısındaki durumuna ve içeride yeni eski tartışmasının yarattığı daralmaya bir çözüm bulamayışlarından kaynaklanıyor.Bu günde buna benzer bir daralmanın içindeyiz umarım bu sefer muhabbet dilini ön plana çıkararak bu daralmayı aşacağız.
23 Ocak 2009 Cuma
sadece bir kayalık
Kafka defterlerine ve tek kağıtlara yazdığı fragmanlarından birinde kendisinden onlara kent kurmalarını isteyen insanlardan bahseder.kentin kurulması istenen alan sarp bir kayalıktır,kentin oraya kurulmaması için birçok sebep vardır.ama hayır kent kesinlikle oraya kurulmalıdır.geleneksel anlatılarda salık verilen yer orasıdır ve oraya kurulmalıdır.
Mahmud Dervişse meşhur ''kimlik kartı'' şiiirinde topraklarının yağmalanıp bir kayalıktan ibaret kaldığını söyler.hatta yağmacılar o kayalığa da göz dikmişlerdir.
bu iki alıntıyla anlatmak istediğim bir ''kayalığın'' bir halkın var olma motivasyonunu anlatırken başka bir halkın tutunabilme motivasyonunu anlatmasıdır.
Filistin topraklarında 60 yıldan fazladır yaşananları anlayabilmemiz ve yaşananlar hakkında yeni bir şeyler söyleyebilmemiz bu çok basit gerçeğin farkına varmamızdan geçiyor.
Son Gazze katliamında ve yıllardır yaşananlara baktığımızda var olma motivasyonunun yapabileceklerinin sınırının olmadığı biliyoruz.(tepelere toplanıp patlamaları izlemek ,çocukların füzeler üstüne yazılar yazmasıbunun en uç örnekleri)
onun için her ne söyleyeceksek hemen söylememiz gerektiğini düşünüyorum.söyleyeceğimiz şeyin ''kayalık'' metaforu üzerinden söylenmesi gerktiğini hissediyorum ama kafamdakileri formüle edebilmiş değilim.galiba beni aşıyor...
Mahmud Dervişse meşhur ''kimlik kartı'' şiiirinde topraklarının yağmalanıp bir kayalıktan ibaret kaldığını söyler.hatta yağmacılar o kayalığa da göz dikmişlerdir.
bu iki alıntıyla anlatmak istediğim bir ''kayalığın'' bir halkın var olma motivasyonunu anlatırken başka bir halkın tutunabilme motivasyonunu anlatmasıdır.
Filistin topraklarında 60 yıldan fazladır yaşananları anlayabilmemiz ve yaşananlar hakkında yeni bir şeyler söyleyebilmemiz bu çok basit gerçeğin farkına varmamızdan geçiyor.
Son Gazze katliamında ve yıllardır yaşananlara baktığımızda var olma motivasyonunun yapabileceklerinin sınırının olmadığı biliyoruz.(tepelere toplanıp patlamaları izlemek ,çocukların füzeler üstüne yazılar yazmasıbunun en uç örnekleri)
onun için her ne söyleyeceksek hemen söylememiz gerektiğini düşünüyorum.söyleyeceğimiz şeyin ''kayalık'' metaforu üzerinden söylenmesi gerktiğini hissediyorum ama kafamdakileri formüle edebilmiş değilim.galiba beni aşıyor...
18 Ocak 2009 Pazar
yazmaktan uzağım kaç zamandır.gelmiyor içimden.halbuki 2-3 ay önce haftada en az iki yazı yazacağım diyip duruyordum kendime kendime.olmuyor evdeki hesap çarşıya uymuyor demeyeceğim.çünkü tam olarak bu durumdan şikayetçimiyim bilmiyorum.aslında şakayetçi olduğumu sandığım birçok şeyden memnunmuşum gibi geliyor bana.bunu düşündükten sonra yahu yoksa ben kendisiyle barışık biriyim herhalde diye umutlanasım geliyor ama biliyorum ki oda değil.her neyse sıkıldım yeter bu kadar.
2 Ocak 2009 Cuma
ŞİDDET

Yılın ilk yazısı.yeni yıla girerken umuttan falan bahsetmeyi çok isterdim.
Zeki Demirkubuz'un bir programda şiddet üzerine yaptığı yorumlar üzerine kafa yorarken Barda filmini izlemek geldi aklıma.izlemesi zor bir film tabi.şu anda yazarken bile baya zorlanıyorum.
bir yerlerde okumuştum karşımıza, gazetelerde genelde 3. sayfa haberi olarak ortaya çıkan şeylerin aslında bize sadece sonucu verdiği,bir şiddet olayının hem de en sebepsiz olanının bile derinlerde bir yerlerde başladığını.
Serdar Akar'ın da derdi sebepsiz görünen şiddetin nerede ,nasıl başladığı. sebepsiz görünen şiddet yoksunlukla beraber başlıyor.başkalarının sahip olduklarına sahip olunamadığı anda başlıyor.sahip olanlara duyulan öfkeyle başlıyor.zaten filmde Nejat İşler'in bütün replikleri vermiş sahip olamamanın öfkesini.şiddet uygulayanların amacı sahip olmak değil.sadece bütün yoksunluklarının intikamını almak istiyorlar.hayatlarının sadece bir anında bir şeylere hakim olmak istiyorlar.nejat işler'in filmin bir yerinde'' bizim olduğum olduğumuz yerde olan her şeyin sebebi biziz'' demesi bu hakim olabilme durumunu çok iyi anlatıyor.buda şiddetin sebepsiz olmadığını anlamamızı sağlıyor.bu arada anlamak ta kabul etmek anlamına gelmiyor.
yazıyı bitirirken söyleyeceğim şey hiçbir şiddet sebepsiz değildir olabilir ancak.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)