30 Temmuz 2009 Perşembe

bize bizden çok benzeyen adam ,william saroyan


baslık bir kaybedişi anlatıyor.
bu ülkeden siyasi, ekonomik,varoluşsal sebeplerle giden herkesin bizden bir şeyler götürdüğünü anlatıyor.
saroyan da onlardan biri.
kitaplarını okuduğunuzda bir insanın içine bu kadar sevgi nasıl sığar diye düşünüyorsunuz.
amerika'dan amerika'yı yazıyor ama sanki hep ermenileri yani dönüp dolşıp anadolu'yu yazıyor.
insanlık komedisi kitabında annenin oğlu marcus'un ölümünü karşılayış şekli bizim anadolu'daki kadınların hayatın yüküne ,türlü ızdıraplara rağmen çocukları için katlanan annnelerin sabır ve tevekkül hallerine nasıl da benziyor.
hayatı boyunca ermeniliğini öyle taşımışki bu adama da ancak ermeni olmak yakışırdı diyor insan.
amerika'ya gitmiş zorunda kalmalarına,ermenilerin başına gelen felaketlere rağmen bir gram kin veya önyargı bulamıyorsunuz yazdıklarında.
hele türkiye ziyaretinde bir zamanlar yaşadıkları harabe evi gösterdiklerinde bizim her zaman anlamakta zorlanacağımız şekilde, harabe eve bakarak, bir tutam toprağı eline alarak o yıkımın,viraneliğin içinde bir şeyler bulabiliyor.
yazılan ,yapılan ,söylenen hiçbir şey boşa gitmez saroyan'ın söylediği,yazdığı,yaptığı her şey bugün kurulan dünyada anlamını bulacaktır.

19 Temmuz 2009 Pazar

ince bir sızıydı benimkisi...
bir öğle yemeği sırasında televizyonun karşısındayken gelmişti...
öss ile ilgili bir haber geçiyordu...
kaybedilen yılların hayat devam ettiği için üzerine örtülen örtünün hafiften sıyrılmasaydı belki...
çok ince bir sızıydı...
kendime yakıştıramadım, kaba saba biri için çok fazla kadınsıydı...
belki de çocuksuydu yaşanılan bir sürü hengamenin içinde geçmişi acımasızca unutma alışkanlığına rağmen..
bir öğle yemeğinde televizyonun karşısında gelmişti....
kendime hala yakıştıramıyorum...

7 Temmuz 2009 Salı

bekliyordum...
endişelerimin tutsaklığında çıkışsızlığa gömülerek
birden çıkıyordu ortaya
her şeyi unutuyordum.